Sizlere yaşadığım güzel bir olaydan derlediğim hikâyemizi
anlatayım. Meşhur bir hikâye vardır fareli köyün kavalcısı. Doğrucu ile
yalancının hikâyesidir bu. Yalancı yaptığının güzel olduğunu zannetmesine
karşın bütün bir kasabanın zaman içerisinde çocuklarının geleceği için
doğrusunun yanında yer almalarının hikâyesinin zamanımıza bir başka türlü
yansımasıdır.
İstanbul’umuzun kalabalık nüfusunun yarısını gençlerimiz
ve çocuklarımız oluşturmaktadır. Gençlerimizin oyun alanları gün geçtikçe
azaldığından ve yok olup gitmelerinden dolayı gençlerimiz ne yapacaklarını
şaşırmış durumdalar.
Ülkemizi yönetenler gençlerimiz için çok şeyler
yaptıklarını ifade etmelerine rağmen aslında çok şeyler yapmadıkları da bir
gerçektir. İşte sizlere iki ayrı olay ve bizim köyün kavalcısı Tophaneli Ergün
abimiz ve gençler için yaptıkları.
Burada bazı kişileri ve yaptıklarını biraz değiştirmek
istedim zamanla birlikte. Şişli ilçemizin belediye başkanı çeşitli mahallelerde
övünerek anlattığı basket sahalarını ve diğer spor alanlarını gençliğin
hizmetine verdiğini söylemesine rağmen kendisine yakın olanlara "Al
kullan" diye veriyor. O tesisler bu kişilerin geçim kapısı yaparak devlet
ve halkın malı olan o alanlardan o kişiler para kazanmaktalar. Kısacası cebinde
parası olan oralardan faydalanırken parası olmayanları Allah korusun. İşte
böyle bir ortamda bizim köyün kavalcısı olan tophaneli Ergün abimiz den sportif
bağlarımızdan bahsedeyim. Ergün ağabey çok küçük yaştan beri sporun
içerisindedir. Yüzmede Türkiye şampiyonluğu var, aynı zamanda bir futbol
dehasıdır desem abartmış olmam. Ergün abiyi önce ben aradım.
-
Alo, Ergün ağabey bu hafta maç yapalım mı?
-
Orhancığım bu pazar olmaz, ben seni ararım.
-
Niye olmaz Ergün ağabey?
-
Orhancığım ben seyahatten yeni geldim. Zaten minik,
yıldız takımlarım var bu sezon liglere de katılmadık, ancak toparlanıyoruz.
-
Peki, o zaman sen beni arasın Ergün ağabey.
Dedim ve telefon beklemeye başladım artık ne zaman
ararsa. Aradan iki hafta geçti, beni arayan Ergün ağabey idi.
-
Alo Orhancığım ben Ergün hoca (Zaten kendisini sesinden
tanımıştı)
-
Ağabey buyur.
-
Biz bu hafta seninle maça geliyoruz, hangi gün oynarız?
-
Pazar sabahı saat dokuzda başlarız olur mu ağabey?
-
Tamam, ağabey pazar günü görüşürüz. Diyerek telefon
muhabbetine son verdik.
İstanbul havasını sonbahar ile kışı bir yaşamaktayız.
Havalar birden soğudu. Güneş yüzünü arada bir gösterse de artık kış havasına
girmiş bulunuyoruz. Maçtan bir gün önce yani cumartesi sabahı Şişli Endüstri
Meslek Lisesi sahasında takım olarak aramızda maç yapmaktayız. Hava buz gibi soğuk. Ekim
ayının son günleri. Telefonum çaldı arayan Ergün ağabey idi.
-
Orhancığım yarın havalar böyle olursa ne yapacağız?
-
Bilemem Ergün ağabey diye cevap verdim ve devam ettim sen
gene de gelmeye bak.
-
Duruma göre bakarız Orhancığım.
Havalar o kadar soğudu ki sekiz-on derece birden düştü.
Ertesi sabah erkenden şişli endüstri meslek lisesine gittim. Hava o kadar
yağışlı idi ki şemsiyeme rağmen sırılsıklam oldum. Tesislerde bizden de
yirmiden fazla genç sporcum vardı. Bu beni hem şaşırttı, hem de sevindirdi.
Mevsim itibarıyla da yağmur yağmakta. Ham de nasıl. Ben bu durumda maç oynanmaz
düşüncesiyle cep telefonuyla Ergün abiye ulaşmaya çalışırken arayan ilk önce o
oldu.
-
Orhan hocam neredesin?
-
Ergün ağabey istersen gelme, hava çok kötü.
-
Orhancığım biz geldik ama sahaya gelemiyoruz, yeri
bulamadık.
- ....
Evet, okulumuz çok büyük olduğundan ve de Ergün ağabey
ilk defa buraya geldiğinden yolu bulamaması çok normaldir. Ben ne umut etmiştim
ne oldu. Bizim sporculardan Kamil'i gönderdim ve misafirlerimizi karşılaması
için. Genç Kamil misafirlerimizle döndüğü zaman şaşırmadım değil. Ergün ağabey
iki minibüsle kırka yakında sporcuyla gelmişti.
Sizlere Ergün abimi bu molada
anlatmaya da devam edeyim. Kendisi aslen Adanalı. Yüzmede Türkiye şampiyonluklar
olduğundan yaşı yetmiş beşi geçtiği halde maşallah dimdik ayakta sağlığı da çok
iyi. Aile durumu da iyi. Ve mutlu ki kendisi sporla uğraşarak dinç kalmakta
demek ki. Uzun boylu ve güleç yüzlü olan Ergün ağabey aynı zamanda da bonkör,
fedakârlığı da ayrı bir meziyeti bildim bileli kendisini o da bizler gibi
gençlere vermiş.
Kendisini sevgiyle karşıladım. Soyunma odası gösterdim 'önce minikleri oynatalım' dedi. Peki, dedim ve sahayı ona göre hazırladık.
Minikleri oynatmak için sahayı santradan ikiye bölerek iki saha haline
getiriyoruz ve aynı anda iki maçı da oynatıyoruz. Bizler maça başlamadan
şansımıza yağmur durmuştu ama hava gene de çok soğuktu. Yağmurun durması
bizleri mutlu etmişti. Takımlar sahaya çıktı bizim takımda eksik oyuncu
olduğundan Ergün hocadan oyuncu transfer ettik ve böylece minikler maçımızı
oynadık. Bu arada saha kenarına ikide sandalye getirttim ve o havada şemsiyeler
elimizde sandalyeler altımızda maçı seyrettik ve yönettik. Ergün ağabey ile
maçı seyrederken kendi, kendime düşündüm "Garibanlık ne kötü" diye.
Bu durumda bile hem futbol oynayan gençlerimiz mutluydu hem de biz. Bu şartlara
rağmen.
-
Ergün ağabey çok kalabalık gelmişsin
-
Orhancığım gençler sabahın erken saatlerinden beri beni
rahatsız ettiler
-
Allah sana sabır versin abi dedim, bu kadar çocuğu
getirmek hem de bu havada bravo doğrusu.
-
Olsun bu maç onların bu sezon ilk maçları.
-
Ama içlerinde yetenekli gençlerde var.
-
Bak Orhancığım çok yetenekli gençler var ama çok da
sorunlu çocuklar var. Aralarında. Bana
bir çocuğu işaret ederek
-
Bak şu gördüğün top ayağında olan çocuk ve şu uzun boylu
olan var ya
-
Evet, Ergün ağabey
-
Onlar semtimizin en haylaz çocukları, bunlar falan
mağazayı bombaladılar desem inan.
-
Peki neden?
-
Onları azarlamışlar da ondan. Bak şu genç Mardinli,
bunlar da Ağrılı. Ama ben onlara futbol oynatınca kendileri bu kötü huylarından
vazgeçtiler.
-
Ama sen bu sezon liglere katılmadın.
-
Sorma Orhancığım, ona çok üzüldüm. Bu yüzden oto parkı
iptal ettim. İki mini kale yaptırdım ve böylece takımı toparladım. Semtimiz çok
gariban olduğu için barındırdığı gençlerimizi çok büyük tehlikeler beklemektedir.
Bende bu yüzden yaşım kaç olursa olsun elimden geldiği kadar onların daima
yanlarında olacağım.
Sahada mücadele eden gençlerimizin mutluluğunu ne soğuk
hava nede yağmur engelliyordu. Herkes mutluydu bizlerde dâhil. Ergün ağabey
gelen gençlerin özelliklerini bana tek, tek anlatmaya devam ediyordu. İkimizde
maça gelen gençleri oyuna sokarak açıkta kimseyi bırakmadık. İkimizin de
şortları rengârenkti. Konçlarımız ya vardı yâ da yoktu. Rengârenk formalarımız
üzerilerine giymiş bulunduğumuz yeşil yelekler ile bir takım forma olmuşlardı.
Miniklerimizin maçları bittikten sonra yıldız b genç karışımı gençlerimizin
maçı vardı. Ben miniklerin devre arasında kadroyu yapmıştım ve takım kale
arkalarında ısındılar. Bu kadromuzun forma renkleri beyazdı. Ama kaç çeşit
beyaz. Ergün abi de sahaya yeşil yelekli takımla çıktı. Bu maçımızı on birer
kişilik sahada oynadık hava bir açıyor, bir kapıyordu. Yağmurda istediği zaman
yağıyor istediği zaman yağmıyordu. Bu olumsuzluklara aldırış eden yoktu.
Sahadaki gölcüklere top saplandı mı 'Allah sporcuların yardımcısı olsun'
Diyorduk.
Ben bir ara Ergün hocama "Otobüsü belediyeden niçin istemiyorsun?" diye
sorunca "Çocuklardan yol parası topladım Orhancığım, iki minibüs tuttum
arkadaşların arabalarıyla da bizler geldik. İşlem tamam oldu."
Bizler böyle
organizasyonlara alışığız Ergün abimiz yetmiş beş yaşında bıkmadan bu işlerde
harman olmuş artık. Yaratıcı insanlarız böyle maçlarımızda hakemlerimiz bizim
çocuklarımız. Galibiyet mağlubiyet pek önemli değildir. Bizler için. Burada önemli
olan gençlerimizin futbol oynaması ve onların mutlu olmaları.
Maçlarımız bitti. Ergün ağabey, bizim köyün kavalcısı
gibi ekibini toparladı ve tesisleri terk ederek Tophane'ye doğru yola çıktı.
Bizler de öyle yaptık tesisleri daima en son ben terk ederim. Çünkü son
kontrolleri yaparım unutulan bir eşya kalmışsa onları saklar ve bir dahaki
antrenmanda sahibine veririm.
Ama bizler hep böyleyiz. Bizlerin kavalı hayali değil
gerçektir. Bizim kavalımız sevgi ve spor çalar. Bunları harekete geçiren Ergün
abiye ve onun gibilerle birlikte gençlere hizmet vermenin hazzını daima
yaşatmaktayız.
YAZI: ORHAN BUDAK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder