Bazı insanlar vardır, hayatları futbol üzerine kuruludur. Bu insanlar futbol ile yatıp, yine futbol ile kalkarlar. Hatta bu insanların kanlarında futbol topu dolaştığını düşünürsünüz. İşte bu tariflere % 100 uyan bir spor adamı var. İstanbul Süper Amatör Lig Kulüplerinden Yeşil Esenyurt’ta 6 yıldır görev yapmakta olan başarılı Teknik adamlarımızdan Kemal Aktaş ile bir söyleşi yaptık. Bu söyleşide sizlere hem Kemal Aktaş’ı anlatacağız hem de uzun yıllardır bu mesleğin içinde olan bir Antrenörün gözüyle Yönetici-Antrenör ilişkisini ve Antrenör-Futbolcu davranışlarını değerlendireceğiz. Futbol yaşantısının büyük bir bölümü Profesyonel olarak geçmiş eski bir kaleciyi, Fair-Play ilkelerine gönülden bağlı bir Antrenörü, kazanmanın her şey olmadığını düşünen ve esas kazancın iyi ahlak sahibi sporcular yetiştirmek olduğunu düşünen Hocalarımızdan bir tanesini sizlere anlatacağız. Ayrıca Kemal Aktaş’ın futbol sahalarında karşılaştığı ilginç anılarını da bu röportajda okuyacaksınız.
Kemal Aktaş sosyal yönü kuvvetli, kendisi ile barışık, uyumlu ve kimseyle sorunlu olmayan bir kişi. Ancak iş futbola gelince, o sakin Kemal Aktaş gidiyor, o’nun yerine disiplinli, işinden ödün vermeyen, çok çalışan ve otoriter, belli başlı prensipleri olan, hırslı ve kaybetmeye tahammülü olmayan bir Antrenör profili karşımıza çıkıyor.
Kemal Aktaş 1961 Kars doğumlu. Evli ve iki çocuk Babası. Futbola, 1977 yılında Küçükçekmecespor’da kaleci olarak başladı. 1983 yılında Bakırköy Yücespor’a transfer oldu. 1984 yılında Beylerbeyispor’da 3. Ligde iken görev yaptı. Ardından Bayrampaşaspor (3. Lig), Eyüpspor (2. Lig), Çorluspor (3. Lig) ve futbola başladığı Küçükçekmecespor’da (3. Lig) oynadıktan sonra yeniden Amatörlüğe döndü ve Avcılar Mustafa Kemal Paşaspor ve Avcılarspor’da Ahmet Becedek’in yanında Yardımcı Antrenör-futbolcu olarak görev yaptı. 1988 yılında Antrenör Diplomasını aldı. 1994 yılında ise Kaleci Antrenörü belgesi sahibi oldu. 1994 yılından itibaren aralıksız olarak Antrenörlüğe devam ediyor. Teknik adam olarak, Avcılarspor, Mustafa Kemal Paşaspor, Gürpınarspor ve Yeşil Esenyurt takımlarında görev yaptı. Kemal Hoca şu anda Esenyurt temsilcilerinden Yeşil Esenyurtspor'da görev yapıyor. 6 yıldır görev yaptığı Yeşil Esenyurtspor’u iki defa Süper Amatör Lige çıkarttı, bir sezon Ligden düştü. 2008 ve 2010 yılında da yine aynı Kulübün Genç takımını şampiyon yaptı.
Hem futbolcu hem Antrenör
Kemal Aktaş, 1987 yılında futbol oynarken Antrenörlüğe başlıyor. Hoca, o dönemleri şöyle anlatıyor: Türkiye Spor Yazarlar Derneği (TSYD) Coca-Cola Turnuvası vardı. Maçların tamamı Vefa Stadında oynanıyordu. Ben de o zaman faal futbolcuyum. Beylerbeyispor’da oynuyordum. Bir takım kurduk kendi imkânlarımız ile. O takım U19 kategorisinde 48 takım arasında şampiyon oldu. Ben de, En iyi Teknik Direktör seçildim. Finalde karşımızda Yedikule Hacı Evhatspor vardı. Final maçını 1-0 kazanarak şampiyon olduk. Diğer sezon yine 96 takım arasında başarı gösterdik. Beşiktaş Çamolukspor diye çok iyi bir takım vardı, Takımın başında rahmetli Yunus Hoca vardı. Finalde Sarıyer Yusuf Ziya Öniş Stadında 9-1 kaybettik. Murat Şenvardar o zaman 16 yaşındaydı ve bizim takımızın yıldız oyuncusuydu… 1989 yılında, Sarıyer Türkelispor vardı. Şimdi Çeliktepespor’da görev yapan Ahmet Bülent Özsoy Hocamız çalıştırıyordu. Onlara çeyrek finalde kaybettik, 2-1 mağlup olduk. O sezonun finalinde Selvispor ile Sarıyer Türkelispor Eyüp Stadında finalde oynadılar. Penaltılar ile Türkelispor kazanmıştı.
Benim için istikrar önemli
15 yılda sadece 5 takım çalıştırdım. Sadece Yeşil Esenyurt’ta 6 senedir görevde olduğunu söylersem ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. 1990 yılında Bayrampaşaspor’da futbol oynarken, yeni Amatör Kulüp olan Firüzköyspor takımının idarecisi rahmetli Cemil Ergin geldi, o zaman Firüzköy’ü anlatırken, ‘Köy’ tabirini kullanırdık… Kemal dedi, ‘gel bizim Köyün takımını çalıştır. Ben futbol oynuyorum dediysem de, ‘anlarsın’ dedi ve ben Firüzköy takımını çalıştırmaya başladım. Hem faal futbolcuyum, hem de Antrenörüm. O zaman şimdiki gibi kontenjan yok. Takımdaki futbolcuların çoğu bende yaşça büyük. İlginç ama bir o kadar da güzel bir durumdu. Antrenörlüğü sevdiğimi o zaman fark etmiştim.
Futbol bir organizasyon işidir
Futbolun dışında herhangi bir iş ile meşgul olmadığım için iki yönlü bir yaşantım var. Futbol benim esas işim. Futbolcularıma çalışmalara başladığımız ilk günlerde futbolun ortaklaşa yapılan bir iş olduğunu ve çalışmalara arzulu ve istekli bir şekilde katılmalarını ve asla kafalarının içerisinde olumsuz düşünceler barındırmamalarını söylerim. Ön yargılar içinde olmadan bu işi en iyi şekilde yapabileceklerini söylerim. Oyuncularımı tanıdıkça, onları geliştirmek ve yapabileceklerini maksimum seviyeye çıkartabilmek adına oldukça fazla çaba sarf ederim. Bu tür çabalar aslında Antrenör ile futbolcu arasında karakter alışverişini yaratır. Ortaya çıkan karşılık iletişim işe yansır ve başarıysa dönüşür. Futbol bir organizasyon işidir. Yönetim, Antrenör, futbolcu, taraftar, basın ve diğer etkenler, bu işi ayaklarıdır. Antrenörün organizasyon beceresi ve yaptığı transferler ile takıma oynattığı futbol ile değerlendirilir.
Kısıtlı bütçeye sahip Antrenör hata yapmayacak!
Tecrübeli Antrenörlerin Kulüp imkânları da varsa başarılı olmaları kolaylaşıyor. Kısıtlı bütçeyle hareket eden Antrenörlerin transferde hata yapmamaları gerekir. Elindeki oyuncuların kapasitelerini geliştirip, onlardan en yüksek verimi almalarının dışında fazla bir seçenekleri olmuyor. Antrenörün başarılı olması için bir felsefesinin yani mesleki bilgi ve derinliğinin olması gerekir. Ekibinizi yönetecek bilgi, birikim ve donanıma sahip değilseniz başarılı olmanız da zorlaşacaktır.
Antrenör adaletli olmalıdır
İyi bir Antrenör, önce iyi bir insan ve oyuncularına bir büyük olarak da her konuda örnek olmalıdır. İyi bir Antrenör lider özelliklere sahip olmalıdır. Oyuncularını takım ruhu içerisinde sevk ve idare edebilmeli, ileriyi görebilmeli, yenilikleri ve gelişmeleri sürekli olarak takip edebilmeli, bilgisini oyuncularına aktarabilmeli. Antrenör adaletli ve kararlı olmalıdır. Antrenör bazen takımın önünde, bazen de takımın içinde olan; her türlü konularda çözümler üretebilmelidir. Antrenör oyuncuların duygularına hitap edebilen bir kişilikte olmalıdır. Antrenör istediği kadar taktik, teknik bilgi ve diğer konularda bilgili olsun, futbolcularına bunları öğretebilme yeteneği yok ise, futbolcuların motive olarak başarılı olmalarını mümkün olmaz. Antrenörlükte başarı olmaları mümkün olmaz. Antrenörlükte başarı çok bilgili olmakta değil, bilgiyi öğretebilme ve pratiğe dönüştürmekle ortaya çıkar. Futbolcularına örnek olmak bir Antrenörün en çok dikkat çekmesi gereken konudur. 26-27 yaşlarda bir oyuncum bir gün bana şöyle söylemişti: Hocam, 17-18 yaşlarında sizi tanıyıp, sizinle çalışmasaydım, şu anda en kötü ortamlarda olabilirdim”… Bu beni çok mutlu etmişti. Beni birçok konuda örnek aldığını söyleyerek benim kişilik ve insani yönlerime vurgu yapmıştı. Bu benim için çok önemli bir olaydı. Bizler futbolcularımıza futbolu öğretebilmenin haricinde onlara birer kişilik kazandırmak, doğru bireyler olmalarını da sağlamalıydık diye düşünmekteyim. Antrenörler futbolcular için aslında bir yaşam koçu gibidir.
Hakemler de bazen yanlış görebilir
Bir gün Avcılar Stadında bir oyuncum ile beraber Süper Amatör Ligden bir maçı izliyorduk. Sahadaki takımlardan birisinin Antrenörü, önce Yardımcı Hakeme daha sonra da Hakem’e sözlü ifadelerde bulununca oyun alanı dışına çıkartıldı. Yanımdaki oyuncum bana dönerek, “Hocam, yıllardır sizinle çalışıyorum, sizin hiçbir zaman saha dışına gönderildiğinizi görmedim” dedi. Tabii hepimiz insanız, zaman, zaman haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz oluyor ve bunlara tepki gösterebiliyoruz. Bazen sınırları aştığımız da oluyordur. Sahadan atılma veya başka cezalarla karşılaşabiliriz. Ancak şunu da unutmamak gerekir; Hakemler de hata yapabilir, biz nasıl hata yapıyorsak, Hakemler de bazen yanlış görebilir.
Beni atarsan tarihe geçersin!
“Hakemler ile hiç mi diyalogunuz olmadı?” diye soracak olursanız; tabii zaman, zaman olmuştur. Mesela bir maçta Hakemin verdiği kararı beğenmediğim için sesimi yükselttim. Hakem de bunu duydu ve bana doğru bir hışımla koştu. Bana, “kimse benimle bu şekilde konuşamaz” diye çıkıştı… Ben de her şeyin bir ilki vardır, benim de yanıma ilk defa bir Hakem gelip, bu şekilde konuşuyor” dedim. Hakem, “seni atarım” dedi. Ben de, “o zaman tarihe geçersin” dedim ve Hakem döndü ve maçı yönetmeye devam etti. (Editörün Notu: O maçta tribünde ben de vardım, Hakemin adını yazmaya gerek görmüyorum)
Antrenör, Yönetici ile mesafesini korumalı!
Yöneticilerin Antrenör ile mesafesini ayarlaması çok önemlidir. Bu mesafenin belirlenmesi Yöneticilerin tecrübeli olmasına bağlıdır. Şayet Yönetici, ‘her şeyi ben bilirim’ düşüncesindeyse bu mesafe korunamaz. Sıkıntılar ortaya çıkar ve bu da takıma yansır. Peki bu mesafe nasıl korunmalıdır? Şöyle bir örnek ile anlatmaya çalışacağım: Tıpkı bir mağaza görevlisinin müşterisiyle ilgilenirken durmasını istediğiniz mesafedeki gibi, ihtiyaç duyduğunuzda sesimizi duyacak kadar yakında, ürün seçerken sizi rahatsız etmeyecek kadar uzakta durmasını isteriz. Yönetici de bu bilinç ve tavır içinde olmalıdır. Maalesef bizim ülkemizde genelde Antrenör ile İdareci arasında iyi bir ilişki olacağına, çelişki oluyor; bu da her haliyle takıma olumsuz yansıyor.
Unutamadığım olay…
1998-1999 sezonunda Gürpınar takımıyla grup şampiyonu olduktan sonra Türkiye finallerine gidebilmek için Fatih Yayla takımıyla Güngören Stadında eleme maçı oynadık. 120 dakika 2-2 bitince penaltı atışlarına geçildi. Onuncu penaltılara kadar eşitlik bozulmadı. On birinci penaltıyı sırası gelen rakip kaleci atması gerekiyordu ancak kaleci sakat olduğunu söyleyerek atmak istemedi. Hakem’de on birinci penaltıyı ilk kullanan oyunculardan birine attırdı ve atış gol oldu. Sıra bizim on birinci penaltımıza geldi. Sakat olduğuna Hakemi ikna eden rakip kaleci, kalesine geçti. Bizim penaltımızı müthiş bir uzanışla kurtardı ve biz elenmiş olduk. Atış öncesi Hakeme yanlış yaptığı konusunda çok itiraz etmemize rağmen bizi dikkate almadı ve bildiğini yaptı. Soyunma odasına dahi gitmeden gerekli yerlere hemen giderek itirazlarda bulunduk. Konuyu Federasyonu Tahkim Kuruluna kadar taşıdık. Tahkim Kurulu penaltı atışlarının aynı sahada aynı oyuncularla atılmasına kadar verdi. Yaklaşık bir ay sonra tekrar penaltı atışları yapıldı. Ulusal yazılı basın ve televizyonlar konuya ilgi gösterdiler. Bir ilk olduğu için gazetelerde bu konu yer buldu. Unutmadan söyleyeyim penaltı atışlarında 7-6 üstünlükle tur atlayan biz olduk. Zonguldak’ta grup maçlarına gittik. Hakemleri merak edenlere; ilk maçta Adil Uçankan ikinci atışlarda da Fahir Ersoy görev yapmıştı.
2002-2003 sezonunda Avcılarspor takımını çalıştırıyorum. Grubu Tepecik’in arkasında ikinci sırada bitirdik. Ancak ilginç ve önemli olan liderin 3 gol yediği sezonda, biz ligi 1 gol gibi az görülecek bir sayıyla kapatmamız oldu. Ligin üçüncü haftasında Tepecik’ten 1 gol yemiş, daha sonra 15 hafta hiç gol yememiştik. Bu iki durum benim unutamadığım deneyimlerden olmuştur.
HABER: BURAK KURTULUŞ



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder