06 Şubat 2009 06:37

Köşe: Hayat fena halde futbola benzer



YAZI: OGÜN ABACI
"Hayat fena halde futbola benzer. Dört doğru pas seni gol pozisyonuna sokar."
Dünyaya ilk geldiğinde ağlayan ademoğlu, bu hayata merhaba derken neden ağladığını merak ediyorsa, bundan sonraki yaşantısına da belli bir anlam yükler. Liglerde son günlerde gittikçe artan şiddet olaylarına karışanların, yaptıkları eylemleri bir parça sorgulama cesaretini göstererek, biz ne yapıyoruz ve neyi paylaşamadıklarını kendilerine sormaları gerekmektedir.

Futbol bir bütün; soyunma odasından, sahaya çıkılan ilk ana kadar duyulan tarifisiz heyecan başka, seronomi de rakibin elini sıkarken ki heyecan daha başka.. Ya ilk başlama vuruşu, tribünden gelen sesler, teknik direktörün boğuk sesine karıştığında hiçbir şey duymadan gözümüz, gönlümüz topta. Attığımız bir golün veya kazandığımız bir maçın hemen ardından duyduğumuz heyecan ve mutluluk. Okul çağları, ilk aşklarımız, evlilik veya baba oluşumuz, hayatın içinde duyduğumuz bütün heyecanlar. Hepsinde de aynı hazzı duymuyor muyuz?

Gol için çırpındığımız dakikalarda, defansın arkasına attığımız o deparın, ağzımızın içinde bıraktığı derin serinlik, pozisyonun öncesi ve sonrasıyla yaptığımız işin ruhuna adapte olduğumuzun göstergesi. O ruh ki, formalarımıza hayat veren, bizi sınıyan, üzen, acı çektiren, sevindiren, hırslandıran veya kızdıran. Hayatın en mahrem anlarını yaşadığımız yatak odamız ve futbol sahası arasındaki fark nedir söyleyebilirmiyiz? Herşeyin orada başlayıp, orada bitmesi gerektiği gerçeği, yanı başımızda dururken.... hayatı uzatamayacağımızı düşünmeden, bir doksan dakikayı da uzatmak için son düdükle birlikte, hakemin çevresinde aldığımız yalvaran gözlerimiz. Hayatın parçası değil de ne?

Hayat fena halde futbola benzer, sol bekten yediğimiz tekmenin acısı daha dinmeden, hakemin iki eli önde topu gösteren hareketine, oyna yorumuna isyan ederiz. İşsiz kalmışızdır, patrona isyan eder çaresizliğimiz ile oyuna döneriz. Dedik ya benziyor futbol hayata, hayat futbola... İsyanımız oyun kuralları içindeyse, kırmızı kartı görmeden oynun içinde kalırız.

Kimi zaman ayaklarımıza kadar gelen fırsatı, bir karış mesafeden dışarı attığımızı veya ıskaladığımız pek çok topu, saha dışında özel yaşantımızda da verdiğimiz kararlarla kaç kez auta çıktığımızı düşünebiliyormuyuz. O zaman kendi hatalarımızdan doğan başarısızlıkları, maç bittikten sonra rakibin sırtına tekme atarak ödeştirmek neden? Bükemediğin eli sıkmaktan ne tür bir rahatsızlığımız olabilir. Ya da gol atan bir adamın mutluluğu neden, öfke krizlerine yol açar.

Hayat fena halde futbola benzer, bugün rakibinin galibiyetini kabullenme cesaretini gösteremeyenler, yarın galip geldiklerinde aynı cesareti rakiplerinden beklemeye haklarının olmadı gerçeği ile karşılaştıklarında, yaşadıkları gol sevincinin ne kadar kısa sürdüğünü görünce üzüleceklerdir. Kendimiz için ofsayttada olsak, gelin gol sevinçlerine saygı gösterme cesaretini kendimizde bulalım.

PAYLAŞ


YÜKLENİYOR

YORUMLAR

blog comments powered by Disqus